← Kitap Kapısı

İlk Sayfa

Sıradan bir kitabın anatomisi çoğu zaman tahmin edilebilirdir: kapağı aralarsınız ve sizi hemen standart, kaskatı bir “Önsöz” karşılar. Çoğu zaman aceleyle geçilen, sıkıcı bir apartman boşluğu gibidir orası.

Fakat elinizde tuttuğunuz bu metin, yalnızca bir yazarın değil, bir iç mimarın zihninden çıktı. Biz iç mimarlar, bir mekânın ilk adımını sıradan bir eşik olarak görmeyiz; o ilk adım, içerideki derinliğin, yaşanmışlığın ve karakterin habercisidir. Bu yüzden sizi ana salona, yani bu kitabın asıl önsözüne almadan önce kapıda uzun uzun bekletmeye niyetim yok.

Bunun yerine, meslek hayatım boyunca zihnimden eksik etmediğim katlanır sarı cetveli çıkarıyorum. Her boğumunda başka bir dönem, her kırılımında başka bir ders, her ölçüsünde sahada öğrenilmiş bir gerçek var.

Ahşap kokusunu, parmak ucunda bıraktığı o tanıdık pürüzü ve her kırılımında saklı duran emeği düşünün. Bu cetvel, benim için bir aksesuar değil; ne zaman dağılsam yeniden hizaya çağıran, ne zaman hızlansam ölçüyü hatırlatan sessiz bir iç araçtır.

Şimdi fiziki mekânı bir kenara bırakıyor ve zamanın içinde mimari bir yolculuğa çıkıyoruz.

Kelimeleri birer tuğla, sayfaları birer duvar gibi düşünün. Zamanı geriye sarıyor; bütün bu inşa sürecinin başladığı en derin temele, ilk çizginin çekildiği yere gidiyoruz.

İlkokul yıllarıma… Harflerin birleşip bir mekâna, sayfaların birleşip koca bir dünyaya dönüştüğünü fark ettiğim o ilk ana; kapağını açtığım bir kitabı baştan sona okuyup bitirdiğim o güne.

Derin bir nefes alın. Kapıyı açıyoruz.